Istanbul Prens Adalari. Kinaliada

Istanbul Prens Adalari.     Kinaliada

Nergiz Varli

İstanbul’da yaşamanın en güzel yanlarından biri de şehirden sıkıldığınız zaman kaçabileceğiniz çok iyi rotaların olması. Büyük şehirde yaşamak ne kadar avantajlı olsa da insan bazen uzaklaşmak istiyor. Şehir insanının özellikle hafta sonları hem kendini hem de ruhunu dinlendirmek için tercih ettiği güzergâhlardan biri de İstanbul’un Prens Adaları’dır. Eski adı Principos’tur. Halk arasında Sürgün Adaları olarak adlandırılmıştır. Bunun nedeni ise Bizans döneminde soyluların, prenslerin, patriklerin, yazarların,siyasetçilerin, hatta imparatorların sürgün yeri olmasından kaynaklanıyor. Bu sürgünlerden tarihte en çok bilineni Romen Diyojen’dir.

İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olan dokuz ada ve iki kayalıktan oluşan bu adaların sadece beşinde yerleşim vardır. Bugün bu adalardan biri ola Kınalıada’dan bahsedeceğim bu yazımda. Benim de son iki yıldır yüzmek için tercih ettiğim bu ada’yı gelin biraz daha yakından tanıyalım; Ada adını, kendisine rengini veren kızıl topraklarından almaktadır. İklimi serttir. Demir ve bakır madenleri açısından zengindir. Diğer adalara göre daha az ormanlık alana sahip olan Kınalıada yerleşim bakımından en yoğun olanıdır. Bizans döneminde İstanbul Surları adadan çıkartılan taşlarla inşa edilmiştir. XIX. yüzyılda ise Haydarpaşa Limanı ve Tophane Rıhtımı inşa edilirken Kınalıada’daki bu taşlardan yararlanılmıştır. Kınalıada’ya ilk yerleşim 1800 yılların ortalarından itibaren adaya yerleşmeye başlayan Ermeni nüfusu yoğunluktadır. Adaya 1857 yılında Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Rum İlkokulu inşa edilmiştir. İstanbul’da yaşayan Ermeniler tarafından olmuştur. Günümüzde sayıları azalmış olsa da adada ermeni ve süryani halkları yaşamlarını devam ettirmektedir.

Ada’ya her iki yakadan da motor ve vapur ile ulaşmak mümkün. İsterseniz bisikletinizi de yanınızı alabilirsiniz ya da ada da kiralayabilirsiniz. Diğerlerine göre küçük olan adayı yürüyerek de dolaşmanız mümkün. Bir uçtan bir uca yarım saatte gezebilirsiniz. Ama fotoğraf çekmeye başlarsanız bu süre daha da uzayabilir. Rengarenk çiçeklerin, eski köşklerin, bazen dik bazen de uzun yemyeşil sokakların, çam ve her türlü ağacın,çiçeğin kokusunu soluyarak adayı turlayabilirsiniz. Kendinizi İstanbul’u seyrederken İstanbul’un dışındaymış gibi hissettiren Kınalıada sizi kendisine hayran bıraktıracak. Yazın çok kalabalık olmakla beraber adanın her tarafından denize girebiliyorsunuz. Ayrıca ada da ister günübirlik ister konaklamalı ki bunun için bir çok butik otel mevcut bir program yapabilirsiniz. Kendinizi doğanın kucağında, özel bir yerde güneşin,denizin mavinin ve yeşilin ortasında ödüllendirmek istiyorsanız muhakkak bu küçük, şirin adaya gelmelisiniz. Yerli turistinin de yazlık olarak kullandığı adalar bahar aylarında da ayrı bir güzelliğe sahip. Şimdi gelin birazda gezip görmeniz gereken yerlerinden bahsedeyim.

İkiz Sirakyan Evleri

Henüz motordayken sizi karşılayan bu ikiz evler1900’lü yılların başında ticaretle uğraşan Sirakyan Ailesi yaptırmış. Mimarı Avedisyan Kalfa. Üç katlı ahşap ve 11 odalı köşkler dik çatı ve simetrisi ile sizi kendisine hayran bıraktırıyor.

Hristos (İSA) Tepesi ve Manastırı

Hristos Manastır bölgesi, Bizans döneminden kalma dört sütun başı ve dört kemerli yer altı sarnıcı da dahil olmak üzere çeşitli tarihi kalıntıların yanında adanın en yüksek noktasında bulunmaktadır. Günümüze kadar ulaşan tek manastır MS.820 yılında Aya İrini Kilisesi’nde bir çatışmada öldürülen İmparator V. Leo’nun mezarı bu manastırda. Yapı XIX.yüzyılda bir süre yetimhane olarak kullanılmış I.Dünya Savaşı’nda askeri karargâh olmuş.1917 Rus Devrimi’nde Bolşeviklerden kaçan Beyaz Ruslara ada ev sahipliği yapmıştır. Manastırı gezdikten sonra hemen yanıbaşındaki ağaçların altında oturup mola verebilir ve eşsiz bir manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

Surp Krikor Lusoroviç Ermeni Kilisesi

1857’de kurulmuş ve Surp Krikor Lusoroviç’e ithaf edilmiştir. Kilise 1988’de yeniden inşa edilerek günümüzdeki halini almıştır. İstanbul Ermeni Patriği III. Hagopos Seropyan tarafından ibadete açılmış olan bu ermeni kilisesi, adalarda bulunan ilk ve tek ermeni kilisesidir. Bu kilisenin duvarlarındaki panolar Ermeni taş oymacılığının en nadide örneklerini içermektedir. Bu panolardan biri Ermeni besteci Gomidas’a adanmıştır. Bu kilisedeki Mihrap perdesi Trabzon’daki Aziz Auxent Ermeni Kilisesi’nden getirilmiştir.

Kınalıada Cami

1950 ‘li yılları sonunda ada halkının isteği üzerine mevcut hükümet İstanbul’da bulunan bir camii’nin yerinden sökülerek buraya taşınması kararını verir. Parçalara ayrılan cami bir gemi ile yola çıkar ancak denizde yan yatan gemiyle birlikte camide sulara gömülür. Bu olaydan sonra Mimar Başar Acarlı ve Turhan Uyaroğlu’nun düzenledikleri proje kabul edilir ve 1964 yılında Kınalıada Cami yapılarak ibadete açılır. Klasik Türk camilerinden oldukça farklı olan cami kubbesizdir. Tavanı üçgen formda, minaresi camiden bağımsızdır. Sıradışı mimarisi ile görülmesi gerekenler arasında. Ayrıca Marmara denizine gömülen eski camide geriye kalan iki parça caminin bahçesinde görülebilir.

Adanın tepelerini gezebilir plajlarında yüzebilirsiniz. Meydan da ve sahilin iki tarafında bulunan meyhanelerde enfes mezeler eşliğinde içkinizi yudumlayabilirsiniz. Birbirinden güzel butik otellerde konaklayabilir diğer adaları ziyaret edebilirsiniz. Sadece şehirden kaçmak için değil gezmek içinde çok eşsiz bir deneyim yaşayabileceğiniz Kınalıada her mevsim bir cazibe merkezi.

Nergiz Varli ilgili proje kökleri İstanbul Türkiye Fotoğraf : Nergiz Varli

Redazione

Redazione

Lascia un commento

Il tuo indirizzo email non sarà pubblicato. I campi obbligatori sono contrassegnati *